Geçen akşam kardeşimin doğum günü için dışarı çıktık kutlamaya, hava çok soğuktu ve bende fena üşütmüşüm :) neyse o gece eve geldik, pijamalarımızı giydik kapı çaldı. Bir baktık en minik yeğenimiz ve bizimkiler, gecenin o saatinde nerden buldularsa pasta alıp gelmişler, haliyle yeniden kutladık. Zaten yorgunuz tabağa bile koymadan hemen kardeşimle, miniğimiz üflediler.
Sabah yine kalabalık bir halde kahvaltımızı yaptıktan sonra, kahvemize Mirayımın yaptığı pasta eşlik etti. Aslında farkettimde uzun zamandır kahvaltı masalarımızı paylaşmıyorum :)
Bugün annemin ben daha doğmadan önce yaptığı işleri bulduk, bende hemen o parçayı kestim ve çerçeveledim. Annemin yaptığı bir işin gözümüzün önünde olması güzel.
Hava çok soğuk bende çok iyi değilim, kitap bile okumak istemiyorum. Grinin Elli Tonu serisinin hala ikincisindeyim :( kardeşim çoktan okuyup bitirdi ve abla bir an önce bitirde arkadaşıma vericem dedi. Canım istemiyor napim. Henüz bitmediği için fazla bişey söyleyemicem ama kitabı okurken bir yandan da araştırma yaptım yazarı hakkında, çünkü tanımıyordum. Yazar aslında Alacakaranlık filminden ilham alarak yazmış bu kitabı ve ilk İnternette yayınlamış. Bence fazlaca Sado-Mazoşist ve çok sıradan bir kitap. Kesinlikle edebi bir eser beklemeyin, okurken sıkıldım hatta ve ikinci bitmeden üçüncü kitabı tahmin edebiliyorsunuz. Yinede okunup biticek tabi.
Hafta başına geliyoruz bile, ne diyebilirim. Şu an burnum akıyor, başım ağrıyor ve ben Tekirdağ'dayım, keşke annemi dinleyip iyileşince gelseydim :( Ne kadar kalırım bilmiyorum ama bu halde hiç dışarıya çıkamayacağım kesin.
Lütfen bu soğuk günlerde kendinize çok iyi bakın, hasta olmayın...



